Demokratik ülkelerde, bireylerin özgürlükleri ve güvenlikleri için en önemli iki kurum, “Yargı ve Güvenlik” birimleridir.
Kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin olmadığı, tüm yetkilerin tek adamda toplandığı dikta benzeri yapılarda ise bu iki güç, ülke insanlarını korkutmak, sindirmek için kullanılabilecek korkunç silahlar haline dönüşür.
Türkiye’de uygulanmakta olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi aynen böyledir. AKP Önderliği ve onların atadıkları memurlar kendilerini anayasa ve yasaların üzerinde görürler. Bu iki gücü iktidarlarını sürdürmek uğruna, vatandaşlara hayatlarını zehredebilecek şekilde kullanırlar.
Türkiye’de 2007’den beri olan budur…
Formül gayet basit işler;
Önce “Sağır Polis” bulunur. Sahte delil yaratılır (dijital tercih edilir) ve suçlanacak kişinin evine-iş yerine yerleştirilir. Sıra “Kör Yargıya” gelir ve arama emri çıkartılarak, sahte delil birdenbire bulunur. (!)
Kişi tutuklanır, cezaevine atılır. İddianame 1 yıldan önce tamamlanmaz.
Açık yargılama başlayınca, kişi beraat eder ama 1-1,5 yıl hapis yatmış olur.
Yani kişinin burnu sürtülmüş olur. Kişi gazeteci ise sistem daha kolay işler. Kör Yargı, kişiyi casuslukla suçlar ve kişi tutuklanır!
Bu yöntem kelimenin tam anlamıyla, kendisine Anayasa ve Yasalar ile emanet edilmiş devlet gücünü şahsi çıkarı için kullanmak ve suç işlemektir.
Ancak, şeref ve haysiyet yoksunu aşağılık devlet görevlileri bu yöntemi kullanır.
Sonrasında, ülkeyi yönetenler çıkar ve “Özür dileriz. Kumpas imiş. Bizi de kandırdılar” diye utanmadan yalan söylerler. Bu davranışın adı, insanları aptal yerine koymaktır ve namussuzlukla eşdeğerdir.
Lozan Antlaşması ile Türk Devletinin olan Ege Denizindeki 18 ADA ve kayalıklar, Yunanistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilip, adalar silahlandırılıyorsa, bu işgale kim izin verdiyse o kişi tescilli YUNAN CASUSUDUR.
Kuzey Irak’ta ve Suriye’de Kürt Devletinin iki parçasının kurulmasında
ABD-İsrail-PKK üçlüsüne kim ebelik yaptıysa, o Arabistanlı Lawrence’in Türkiye’deki CASUSUDUR.
Herkes şunu iyi bilmeli;
Önümüzdeki dönem mutlaka “Devr-i Sabık” yaratılıp tüm bunların hesabı sorulacaktır. Sadece siyasetçilere mi? Hayır!
Cübbelerini kiraya verenler, Yüksek Yargı seviyesine gelip de FETÖ denen CIA ajanının emrine giren Askeri-Sivil Güvenlik güçlerinin yöneticileri de mutlaka
hesap vereceklerdir. Bu cennet vatanın ekmeğini yiyeceksiniz, bir yüzükten dolar milyarderliğine terfi edeceksiniz, ihanetin daniskasını yapacaksınız,
sonra da “bilemedim, kandırdılar, özür dilerim” diyeceksiniz!
Türk Devleti, binlerce yıllık deneyimlerin imbiğinden süzülüp gelen bir geleneğe sahip bir Cihan Devletidir. İhaneti asla affetmez!
Herkes adımını buna göre atsın…
Sağlık ve başarı dileklerimle 26 Ocak 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı