ÇALIŞANIN HAKKINI YEMEMEK VE EMEĞİN KORUNMASI…

ÇALIŞANIN HAKKINI YEMEMEK VE EMEĞİN KORUNMASI…

Huzurlu bir hayat sürdürmek, herkes tarafından arzu edilir!

Huzurlu bir hayat sürdürmek, herkes tarafından arzu edilir!

                Çalışanın Hakkını Yememek..

                İslâm dinine göre, dünya ve ahiret mutluluğunun temeli çalışmak ve alın teri dökerek helâlinden kazanmaktır. İlerlemek ve yükselmenin yolu çalışmaktır. Bir insanın, ihtiyaçlarını temin etmek üzere helâl kazanç peşinde koşmasından daha güzel erdem düşünülemez. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de:

                İnsan için kendi çalışmalarından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (53. Necm Sûresi, 39, 41. Âyetler) buyrulmaktadır.

                Dinimize göre çalışanın sorumluluğu; işini dürüst yapmak, iyi niyet ve becerisini ortaya koymaktır. İşverenin sorumluluğu ise, çalışana ancak gücünün yeteceği işi yüklemek, ona zulüm etmemek, emeğin karşılığını alnının teri kurumadan veya tam zamanında ödemektir.

Aksi takdirde, kul hakkı ihlal edilmiş olur ki; KUL HAKKI, mağdur olan kişi ile HELALLEŞMEDİKÇE ALLAH’IN AFFETMEYECEĞİ BİR GÜNAHTIR. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.),

“ALLAH, ZAYIFLARIN HAKKINI VERMEYEN BİR MİLLETİ YÜCELTMEZ.” (İbn Mace, Fiten, 20, 4010)

                Huzurlu bir hayat sürdürmek, herkes tarafından arzu edilir. Dinimizin temel sosyal prensiplerinden birisi de kişi ve toplumun huzurunu sağlamaktır. Bu itibarla, emeğe saygı duymak ve karşılığını vermek toplumun kalkınması, güven ortamı oluşması ve kardeşlik duygusunu pekiştirir.

Gerçek bir, Müminin şiarı (İyi, üstünlük veren işaret, âdet.) da ancak İslâm’ın temel prensiplerine bağlı kalmasıdır. Dünya ve ahiret saadeti ancak böyle sağlanmış olur.

                Emeğin Korunması Hakların Sahiplerine Teslimi..

                İslâm dini hakları sayarken Allah hakkı ile Kul hakkını en önde sıralamıştır. Allah hakkının bağışlanması için her zaman bir ümidin var olduğu ifade edilmiş, sadece Yaratan’a sığınmayı bu hakkın bağışlanması için şart koşmuştur.

                KUL HAKKINA gelince; onun bağışlanmasının şartı HAK SAHİBİNE HAKKININ VERİLMESİ ve sonra da HELÂLLİK ALINMASI OLARAK ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR.

                İslâm’ın ana kaynakları olan Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde titizlikle vurgulanan en temiz, en hayırlı kazanç olarak EL EMEĞİ ZİKREDİLMİŞTİR. Onun karşılığının verilmemesi bir yana, terinin kurumadan hak sahibine emeğinin karşılığının verilmesi Peygamberimiz (s.a.v.) buyrukları arasındadır.

                Peygamberimiz (s.a.v.); “HİÇ KİMSE EL EMEĞİ İLE KAZANDIĞINDAN DAHA HAYIRLI BİR LOKMA YEMEMİŞTİR.” (Buharî, Buyu, 15.) buyurarak el emeğinin önemini böyle açıklamıştır.

                Emeğe saygının ve karşılığını ödemenin zorunluluğunu ORTA YERE KOYAN KESİN EMİRLER VARDIR. İnsanlardaki MAL HIRSININ daha da çok BİRİKTİREREK YIĞMA ve MALI TEK ELDE TOPLAMANIN TOPLUMDAKİ HUZURUN BOZULMASINA sebep olacağı için bu emirler verilmiştir.

                Bundan da önemlisi emeğin korunması, hakların sahiplerine teslimi ve toplum barışının sağlanması bir zincirin halkaları gibidir. İslâm bunu temin eden yolların başında emeği ile çalışanların haklarının verilmesi konusunu öne çıkarmıştır.

                İslâmiyet, toplumsal çatışma kaynağı olacak ve malın bir elde yığılması ile insanların DÜŞMANLIK DUYGULARINI MAL SAHİBİ ÜZERİNE ÇEKİLMEMESİ ve sonucunda da HAKKIN GÖZETİLMESİ sağlanarak TOPLUMSAL BARIŞI TEMİN ETMEYİ AMAÇLAMIŞTIR!..