Tarih: 12.01.2017 22:46

BALIKESİR BAROSU BASIN BİLDİRİSİ

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye tarihin en zorlu dönemeçlerinden birini yaşamaktadır.

Yıllardır süregelen ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra artarak devam eden terör olayları, uluslararası örgütlerin hedef tahtasında Türkiye´nin olduğunu açıkça gösterdiği gibi, devam eden OHAL, demokratik karar alma sürecini ve toplumsal yaşamı bütünüyle olumsuz etkilemektedir.

Bu süreçte, vekâlet sahibi millet bilgilendirilmeksizin sonu referanduma çıkartılmak istenen bir süreç başlatılmış; yürütmenin ısrarlı çabalarıyla Anayasa değişikliğine ilişkin teklifin görüşmeleri TBMM´ye taşınmıştır.

İlginçtir; bugüne değin mevcut Anayasanın sivil bir Anayasa olmadığından yakınanlar, bugün arzulananın bir OHAL Anayasası olduğunu görmezden gelmektedir.

İlginçtir; Anayasa değişikliğinin toplumun tüm dinamiklerini ve her kesimini kucaklayan bir anlayışla yapılması gerektiğini savunanlar, bugünkü tablonun ?oldu bitti? ya da ?ben yaptım oldu? süreci olduğunu da görmek istememektedir.

Karar organının Millet olduğu ve Millet iradesi ile sonuçlanacak bir süreçte vatandaşımızın bilgilendirilmesine yönelik yeterli çalışmanın olmadığı kanısındayız.

Türkiye, tarihin en zorlu dönemeçlerinden birinde, oldu bittiye getirilmek istenen bir Anayasa değişikliği süreci ile karşı karşıyadır.

Peki, çağdaş Anayasa düzenlemeleri ?kuvvetler ayrılığı´ prensibini benimsemişken, bu anlayış terk edilerek neden ?Başkanlık?, ?Cumhurbaşkanlığı? ya da ?Türk Tipi Başkanlık? sistemi öngörülmektedir?

Çift başlılıktan şikâyet edenler, demokrasilerde çoğulcu yapının hâkim olması gerektiğini görmezden gelerek, neden tek başlı rejimi savunmaktadır?

Toplum hafızasında saklı duran ?Kuvvetler ayrılığı önümüze engel oluyor? sözlerinin, bugünleri doğurduğu bellidir. Ve teklifin temelindeki Başkanlık sisteminin doğrudan ?Kuvvetler Birliği?ni savunduğu da herkesçe bilinmektedir.

Oysa kuvvetlerin Cumhurbaşkanında toplanmasından; demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunan bir anlayışın ortaya çıkmayacağı, erk sahibinin her şeye hükümran olacağı açıktır. Sistem bu rejimle birlikte denetim dışında kalacağı gibi, yasama ve yürütme organları müstakil yapısını kaybedecek; TBMM, Cumhurbaşkanının kontrolü altına girecektir.

Öte yandan teklifin savunucuları, yargı ayağı konusunda herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceğini, yargı bağımsızlığına zeval gelmeyeceğini ileri sürmektedirler. Ancak yeni Anayasa ile birlikte 12 üyeli Hakim ve Savcılar Kurulu Başkanlığı Adalet Bakanı´na teslim edilmekte; bu 12 üyeden 5´i ile birlikte Adalet Bakanı´nı tayin etme yetkisi Cumhurbaşkanına, diğer 6 üyenin belirlenmesi ise TBMM´ye verilmektedir. Hâlbuki yasama ve yürütmenin, doğrudan yargıya müdahil olarak yargının aktörlerini belirlediği bir düzende yargı bağımsızlığından bahsedilemeyeceği acı bir gerçektir.

Devlet yönetiminin, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile düzenlenmesini öngören yeni Anayasa teklifinin; Cumhurbaşkanının devletin diğer kademeleri ile arasındaki denge ve denetleme mekanizmalarını yok edeceği ve ayrıca Bakanlar Kurulu´nun Anayasa´dan çıkartılması suretiyle Bakanların Cumhurbaşkanı memurluğuna devşirileceği, bu şekilde ortada fiilen bir hükümet kalmayacağı, Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığının tek makamda toplanacağı da aşikardır.

Bu değişikliklerle mevcut 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kişi temel hak ve hürriyetlerini korumaktan uzak bir, amacından uzak bir yasaya dönüşecektir.

Yakın zamanda gerçek olması muhtemel bu tablo karşısında, Balıkesir Barosu olarak; kaş yaparken göz çıkarmak misali, sivil Anayasayı savunurken OHAL Anayasası dayatılmasına karşı çıkıyor; Anayasa değişikliğinin bir uzlaşı ekseninde katılımcı ve toplumun her kesimini kucaklayıcı bir anlayışla yapılması gerektiğini düşünüyor; Cumhuriyetin temel niteliklerinin, kuvvetler ayrılığı ve sosyal, laik, hukuk devleti ilkelerinin korunmak suretiyle çoğulcu demokrasinin hâkim kılınmasının önemini savunuyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —