Dr. Emrullah GÜNEY


KIRLAR, BAĞLAR BAHÇELER İNSANSIZ KALMIŞ

KIRLAR, BAĞLAR BAHÇELER İNSANSIZ KALMIŞ


Ağustos ortalarında bir gün, sabahın erken vaktinde, ilk minibüsle Ürgüp’ten gelmişim. Nevşehir daha uyanmamış. Omzumdaki çantamda fotoğraf makinalarım, not defterim…Yürüyorum. Altmış yıldır sokaklarında gezdiğim belde. Dar, yer yer merdivenli sokaklardan geçerek Kale’ye çıkıyorum. Evlerin kapıları daha yeni açılıyor. Kale çevresindeki evler kırsalı yansıtıyor. Bazılarının avlusunda ocak var; mavi sabah dumanları çıkıyor. Belli ki, ailenin kahvaltısı için çorba pişiriliyor. İlerliyorum. Muşkara Kalesi’nin burçlarından Göre Çayı koyağının yukarılarına, Aşıklı Dağı’na, Oylu Dağı’na bakıyorum. Fotoğraf çekiyorum. Hava güzel, cam gibi saydam. İyi sonuç verir resimler. Nar, Sulusaray, Kızılırmak koyağı…Çat yöresindeki üstü düz masadağları…Gülşehir’in ardında Kızılırmak koyağı ve Hırka Dağı… Avanos’un ardında Ziyaret Dağı, İğdiş Dağı... Şimdi Irmak boyları sıcaktır. Doğuda Uçhisar kayası… Damsa Koyağı ise görülmüyor. Daha gerilerde hayal meyal Topuz Dağı, Tekke Dağı. Oylu Dağı olmasa arada, Erciyes de görülecek.

Gelip ey yolcu bir gün

Geçersen Nevşehir’den

İmaret, sur, cami,

(Buyur) der hepsi birden.

Ya bir miğfer ya bir tuğ

Belirmiş her kabirden

Yakın tarihi Türk’ün

Uğuldar Nevşehir’den (1)

Yürüyorum Kale’den sonra, Kahveci Dağının eteklerinde. Adını kim koymuş acep? Osmanlı daha kahveyi tanımadan önce de bu dağ vardı. Adı o zaman neydi? Bulmak, öğrenmek zor. Belki de eski  Hatti-Hitit, Kapadokya dilinden aktarma, yakıştırma da olabilir. 1924 Ahali Mübadelesi Rum halkın yaşadığı mahalleyi derinden etkiledi. Arnavutça konuşan göçmenler belli ki bu evleri iyi koruyamadılar. Anlatılırdı eskiden. Evlerde tavan öyle yüksek ki, ısıtmak zor; dolapları kırıp odun niyetine yakmışlar ocakta, tandırda, sobada. Tavanın ahşap süslemeleri de bu yıkımdan payını almış. Niğde üzerinden gelen yolcular Göre önlerinde, Nevşehir’i ilk gördüklerinde bu mahalleyi Pera’ya, İstanbul’un Beyoğlu mahallesi’ne benzetirlermiş. 1950’lerin ortalarında ne görkemli taş evler vardı burada. Yıkıntılaşmış. Muhacir Mahallesi denirdi . Duran Akbalık, Cengiz Uluçam adlarında ortaokul arkadaşım vardı. Muhtelif Gayeli Ortaokul’dan, Lise’den çıktıktan sonra konuşarak, o günkü derslerin eleştirisini yaparak ilerlerdik. Onlar evlerine girdikten sonra biz daha 35-40 dakika kadar yürürdük. Cengiz, Selçuk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi; Fen Bilgisi Öğretmeni olarak Divriği Ortaokulu’na atanmıştı. Sonra 1970’lerin başında Nevşehir’de, değişik okullarda görev yaptık. Anılar, anılar…İbrahim Paşa İlkokulu’nda dayım Ahmet Güney yıllarca öğretmen olarak görev yaptı. 1971’de aynı okuldan emekliye ayrıldı. Eski durumunu bildiğim Okul perişan. Öğrenci yetersizliğinden kapatılmış. Çocuk sesleri yok. “Günaydın yavrularım!” diyecek öğretmenler  yok artık. Camları kırılmış. İçeri giriyorum. Dökülüyor. Yerlerde kitap sayfaları yırtık…Okulun avlusunda kilisenin çan kulesi duruyor. Karamanlı Ortodoks halk 1924’te giderken Yunanistan’a, çanı götürmüşler. Biz çocukken, yaşlılar  bu çan çaldığı zaman taa Sarıyaprak bağlarından duyulduğunu, Yukarı yazıdan işitildiğini anlatırlardı.

Anılar… 1971-74 arasında Merkez Ortaokulu’nda öğretmen iken geçtiğim yol işte bu. Hömerti bağlarının yukarısından sabah serinliğinde yürürdüm. Hiç gecikmeden dersime yetişirdim. Bazı günler, öğle sonrası, çarşıya gidip minibüs beklemektense, yine aynı yoldan Göre’ye, evime dönerdim. Şimdi bu yollarda yürüyen kimse yok. Öğretmenler de motorize artık.

Çökmüş büyük ve yalnız olmanın garipliği

Ağaran Erciyes değil, dört yan

Tozlu yüzyılların alaca karanlığında

Sessizlik güvercinlerdir parlayan

Şarabın kıyasıya din olduğu zamanlar

Ve belli değilken İsa’nın peygamberliği

At koşturmuş Kapadokya’da dolu dizgin

Acı-sarı ve gülpembe ve yüzlerce kahverengi

Soğuyan gölgesinde giderayak

Hititlerin unuttuğu çorak güneşin

Çıkarmış nesiller korkunç tadını

Doyasıya –tarih denen bir canlı leşin

Çürümüş zamanın sığ sularında

Olanca güzelliğiyle günahları, aşkları

Yolları kapatan bir deli kar altında

Belli bile değil yaşadıkları

Yükselir toprak buhurdanlardan

Üçyüzaltmışbeş mihrabın orgsuz uğultusu

Yenik Bizans Yiğit Selçuklu ve dindar Osmanlıdan

Artakalan buruk zaman tortusu

Mahşer günü varsa ve kopacaksa bir gün

Bilin ki yeri yüzdeyüz Kapadokya’dır

Açmış hayat ve arzu sofrasını cömertçe

Mukaddes Kızılırmak- Ölümsüz yatır (2)

Cingi taş…Saylak…Bağ yollarında yürümek pek de rahat değil. Bağ sahiplerinin binbir emekle yaptığı duvarlar yer yer yıkılmış. Bazıları sağlam. Özenli yapıldıkları belli. Bu yollar yıllar boyunca insanlara hizmet vermiş. Şimdi sellerin yırttığı birer oyuk…Bakımsız kalmış.

Yamaçtan ilerleyerek tepeye çıkıyorum. Bağların bakımsızlığı yanında bir gelişme olmuş; meşe ağaçlarının saldırısı artmış. Gökçe gövertili meşeler bağların ortalarına doğru ilerlemiş, üzüm omcalarını, asmaları, çubukları sıkıştırmış. Neden böyle? Çünkü, bağ artık bağ değil.

Tepedeki düzce alana çıkınca bir bazalt kayasının parlak sırtına oturup Nevşehir’e bakıyorum. Canlanıyor giderek. Yollar araçlarla doluyor.  Bir saat önce burçlarından fotoğraf çektiğim Muşkara Kalesi daha güzel görünüyor. Kalenin altında yamaçta görkemli kilise. Bir süre öncesine değin tutukevi idi. Şimdi boş. Duyduğuma göre Kültür Merkezi  yapılacakmış. Kent ortacından uzak…Yapılan harcamalar boşa gidecektir. Kimse gelip de burada açılacak bir sergiyi izlemez. Konferansı dinleyecek kimse bulunmaz. Fakat, onarılıp korunması gerekir elbet.

Kayısıların olgunlaşma zamanı. Cinslerine göre değişik günlerde kızarıyorlar. Çocukken, okulda dersler kesilir kesilmez kırlara açılırdık. Koyun, kuzu güderdik. Daha çağla iken yemeğe başlardık zerdaliyi, kayısıyı. Dişlerimiz kamaşırdı ham meyve yemekten. Sabırsızlık işte; bir an önce olgunlaşsa da, doyasıya yesek…İyice tadlanmış zerdalilerden bıkar, bu kez de ekşi çağla aramağa başlardık.

Yerlere bakıyorum. Dökülmüş olgun kayısıların tadına kurt kuş, börtü böcek bakıyor. Delik deşik hepsi de. Karıncalar var üzerlerinde, içlerinde. Onlar biliyorlar ağızlarının tadını. Yere düşen zerdali kurumağa başlayınca “tepitleme” derdik. Tazeliği kalmamış, ama tam da kurumamış…Bunlar en değerli kış besini. Toplansa, eve götürülse, bir bulgur pilavı üstüne en güzel hoşaf bunlarla yapılır. Kuru zerdali kış için ne değerli bir besindir.Fakat, kimsede artık o sabır kalmamış. Toplayan yok.

Göre’nin üstünde bazalt kaşı, Hisar dediğimiz yer…Görünüm burada çarpıcı. Çayın koyağına doğru yamaçlardaki evler kaya düşme tehlikesi karşısında boşaltılmış. Yıkıntılar…Bazı evlerin kemerli odaları görülüyor. Başka yerde, güvenli alanlarda yeni ev yaptıranlar, eşeklerle tek tek taşımışlar yonu taşlarını. Bazı evlerin arkalarında kaya oyma damlar görülüyor; açığa çıkmış. İşte biraz aşağıda beş yıl öğrencisi olduğum Göre İlkokulu. Damı uçmuş. Maket gibi görülüyor. Bize pek büyük görünen derslikler buradan minyatür gibi, küçücük görülüyor. Daha ilerde eski evimiz, yeni evimiz…Göre alabildiğine yayılmış; Oylu Dağı yamaçlarına, Alıçyazısı’na, Aşıklıdağ diplerine doğru…Niğde’ye giden yolun iki geçesi de evlerle dolmuş. Özellikle yurt dışından kesin dönüş yapanların güzel evleri dikkat çekiyor.

Fazla oturmak insanın yorgunluğunu duymasına yol açar. Öyleyse kalkmalı. Yukarı Harmanlar dediğimiz yerde artık tahıl döğülmüyor, hububat serilmiyor, öküzler döğen çekmiyor, traktörler batöz döndürmüyor, esen yelle Göreliler harman savurmuyor. Her şey bitmiş. Eski tahıl kalıntıları yüzünden burada gökçe gövertili  bitkiler büyümüş.

Yürüyorum. Selam verecek kimse yok ortada. Ne bir ergin insan, ne bir çocuk. Diyarbakır’dan aldığım, çantama koyduğum , köylünün işine yarayabilecek “tornavida takımı”nı hediye edebileceğim bir hemşehrim de çıkmıyor karşıma. Ne yapalım, sağlık olsun. Gide gide taa Ballıkaya’nın üstüne varıyorum. Burada su deposu var. Küçük bir sızıntıdan su içiyorum. Oturup Nevşehir’e doğru bakıyorum. Niğde yolunda arabalar vızır vızır. Çocukken, kuzuları yaylıma bırakır, sonra bacaklarımızı aşağı sarkıtır, avaz avaz türkü söylerdik: Kendimize göre bir “koro”…

Ordunun dereleri, aksa yukarı aksa,

Vermem seni illere, Ordu üstüme kalksa

Sürmelim ammaaan !  

Yine yürüyorum. Zerdali, kayısıdan başka kıraç yerde yetişen erikler de var. Olgunlaşmış. Ne tadına bakan var, ne toplayıp götüren. Yaz elması…Muşmula, çördük…Armut…Alıçların daha vakti var: Sarı, al al olacaklar. Olsa ne ? Kurt kuş, börtü böcek yiyecek onları…Bunları dikenler, budayanlar, aşılayanlar nerede? Toprak altında…Belki Nevşehir pazarından alınabiliyor bu meyveler. Fakat, dağda, bağda olgunlaşanlar toplanamadan yitip gidiyor.

Ya üzümler…Çocukluğumuzda en güzel üzümlerin güneye bakan, az eğimli bağlarda yetiştiğini deneyimlerimizle öğrenmiştik. Gareser garası, Dirmit ya da Dimrit, İmir, Buludu, Gızıl üzüm, Bannak üzümü, Çavuş… Geziyorum , alaca düşmüş. Bir salkımda birkaç tanesi kararmış. Kimisi kızarık…Tadına bakıyorum. Daha vakit var. Kızılırmak boylarından Nevşehir , Ürgüp pazarına üzüm gelmeğe başladı. Gülşehir’in Yüksekli, Ürgüp’ün Sarıhıdır köylerinin üzümleri. Fakat, Ballıkaya üstündeki bağların yükseltisi 1 450 metre. Yüksek yerey burası… Geç olgunlaşıyor herşey. Fakat bağlar bakımsız. Yabanıl otlar bürümüş her yeri. Bellenmemiş, çapalanmamış, omcaların gözleri açılmamış…Yer yer kuruyan asmalar…Bazı bağlar artık tümüyle çalılaşmış üzüm çubuklarıyla dolu. Bazı bağların da omcaları-omurcaları sökülmüş, belli ki bir  süre nohut, fasulye yetiştirildikten sonra bırakılmış… Seller eğik yamaçları dilik dilik yarmış, yırtmış toprağı… Alttan bazalt örtü çıkmış açığa. İnsanı hüzünlendiren bir görünüm…

Artık bu boş kırlardaki, insansız bağlardaki yolculuğum sona eriyor. Ballıkaya’dan aşağı inip İvrişi Mahallesi’nde Ayşe Ablamın evine varıyorum. Öğle olmuş. Yemek hazır…Yorulmuşum. Elimi yüzümü yıkayıp sofraya oturuyorum…Ablam anlatıyor : “ Millet gaavede oturuyor. Bağa, bahçaya giden yok gayrı. Esgiden misafire meyve ikram iderdik. Şinci gazuz, meşrubat. Hangisi yarayışlı? Haber alıyoh, dallar gırılıyomuş zelderiden, gidip getiren galmadı. Noolacak bunun sonu, belli değil.”

Yanıt yok

………………………………………………….

  1. Arif Nihat Asya.
  2. Nüzhet Erman (Nevşehir Valisi)

…………………………………………………………………….

       Ağustos 2010. Göre



  • Perşembe 14 ° / 5 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 16 ° / 3 ° Güneşli
  • Cumartesi 18 ° / 3 ° Güneşli

Balıkesir

09.04.2020

  • İMSAK 05:06
  • GÜNEŞ 06:33
  • ÖĞLE 13:15
  • İKİNDİ 16:54
  • AKŞAM 19:47
  • YATSI 21:09
  • BIST 100

    93.225%0,91
  • DOLAR

    6,7802% 0,13
  • EURO

    7,3744% 0,06
  • GRAM ALTIN

    358,91% 0,09
  • ÇEYREK ALTIN

    592,2015% 0,09