Anahtar Kelimeler: KANAAT…
  • Pazartesi 18 ° / 1 ° Güneşli
  • Salı 17 ° / 5 ° Güneşli
  • Çarşamba 18 ° / 2 ° Güneşli

Balıkesir

24.02.2020

  • İMSAK 06:20
  • GÜNEŞ 07:43
  • ÖĞLE 13:27
  • İKİNDİ 16:30
  • AKŞAM 19:01
  • YATSI 20:18

KANAAT…

Kanaat gücü yettiğince çalışmak başkalarının malına göz dikmemek demektir!

Kanaat sözlükte “VERİLENE RAZI OLMAK” anlamına gelir. Dini bir kavram olarak kişinin elinde bulunanla yetinmesi, dünya nimetlerinde kısmetine düşene razı olması demektir. Allah-u Teâlâ insanların dünya hayatının süs ve cazibesine aldanarak âhireti unutmaması için, Kur’ân-ı Kerîm’de dûnya hayatının değersizliği ve geçiciliği vurgulanmış ve ahiret hayatının tercih edilmesi gerektiği sık sık anlatılmıştır: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dûnya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (3. Âl-i İmrân Sûresi, 14. Âyet.)

                Kur’ân-ı Kerîm insanın temah ettiği nimetleri sıralayarak bunların ahiret hayatı açısından asıl gaye olmadığını anlatmaktadır. “Bu dûnya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi.” (29. Ankebût Sûresi, 64. Âyet.)

Bu âyetler dünya nimetlerini kıyasla değersizliğini anlatması açısından sonsuz ve sürekli olan ahiret nimetlerine insanı teşvik etmektedir.

                Kanaat bazen kişinin yaptığı amellerde orta yolu takip etmek anlamında da olabilir. Nitekim, Hz. Peygamber de (s.a.v.); “KANAATKÂR OL Kİ İNSANLARIN ALLAH’A EN ÇOK ŞÜKREDENİ OLASIN.“ (İbn Mâce, Zûhd, 24.) buyurmuştur.

                Kanaatin bitmez tükenmez bir hazine olduğunu, belirten Hz. Peygamber (s.a.v.) hep şöyle dua ederdi: “YA RAB VERDİĞİN RIZIKLA BENİ KANAATKÂR KIL VE RIZKI BENİM İÇİN MÛBAREK EYLE”  Keşfü’l-Hafâ, II, 151.)

                Kanaat Sahibi Olmak..

                Kanaat; hırs ve ihtirastan uzak durmak; gücü yettiğince çalışmak, başkalarının malına göz dikmemek demektir. Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde, gökte ve yerde ne varsa emrine verilen insanın mala karşı aşırı sevgisi, hırs ve aç gözlülüğü eleştirmiş, bu durumun onu bencilliğe, haksız kazanca sevk edeceği vurgulanmıştır. (100. Âdiyât Sûresi, 8. Âyet).

                Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde inananlara kanaatkâr olmalarını tavsiye ederek, kanaatkârlığı tok gözlülük ve gönül zenginliği olarak tarif etmiştir. O, asıl zenginliğin mal çokluğunda değil, gönül zenginliğinde olduğunu vurgulayarak, bu özelliğe sahip olanları övmüştür. (Tirmizî, “Zühd”,  40.)

                Elindeki imkânlara razı olma anlamını ifade eden kanaat kelimesi geniş anlamıyla, kişinin kendisinin ve maiyetindekilerin ihtiyaçlarını meşru sınırlar içerisinde, asgâri ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla yetinip, başkasının elindeki imkânlara göz dikmemesi, manalarını içermektedir. Diğer taraftan kanaat, hırs, tama’ ve hazlara düşkünlük gibi kavramlarla ifade edilen, aşırı kontrolsüz mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle elde edilen ahlâkî ve insanî bir erdem olarak da değerlendirilmektedir.

                Kur’ân-ı Kerîm’de kanaat sahibi olmanın önemi üzerinde durulmuş, dünyaya ve mala karşı aşırı düşkünlük yerilmiştir. “Erkek veya kadın kim Mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız.” (16. Nahl Sûresi, 97. Âyet) anlamındaki Âyette geçen “GÜZEL HAYAT” ifadesi de, kanaatkârlık olarak açıklanmıştır. Kanaatin bitmez tükenmez bir hazine olduğunu belirten Hz. Peygamber (s.a.v.) , “YA RAB, VERDİĞİN RIZIKLA BENİ KANAATKÂR KIL VE RIZKI BENİM İÇİN MÜBAREK EYLE.” (Keşfu’l Hafa, 2/151); “Kanaatkâr ol ki insanların Allah’a en çok şükredeni olasın.” (İbn Mace, Zühd, 24.); “Asıl zenginlik mal çokluğu ile değil, gönül zenginliğidir.” (Buhari, Rikak, 15.) buyurarak, kanaatkâr olmanın hayırlı neticesine dikkatlerimizi çekmiştir!

                Kanaatkâr olmak insanların yoksul yaşamalarını özendiren bir anlayış olarak yorumlanamaz. Nitekim İslâm alimleri, yoksulluğa, sefalete, miskinliğe, aile ve toplumların yokluk ve darlık içinde kalmasına yol açabilecek yanlış kanaat anlayışlarını dinimizin kabul etmediğini belirtmişlerdir!

                Kanaat: Gerçek Zenginlik..

                “Verilene razı olmak” anlamına gelen kanaat, kişinin elinde bulunanla yetinmesi, dünya nimetlerinden kısmetine düşene razı olmasıdır.

                Kur’ân-ı Kerîm’de, dünya hayatının süs ve cazibesine adlanılmaması ve ahiretin unutulmaması için Müslümanlara uyarılar yapılmış, dünya hayatının geçiciliği vurgulanarak ahiret hayatının tercih edilmesi hatırlatılmıştır. (3. Âl-i İmrân Sûresi, 14. Âyet); (29. Ankebût Sûresi, 64. Âyet).

                Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu gerçeği şöyle dile getirmiştir: Kanaatkâr ol ki insanların Allah’a en çok şükredeni olasın.” (İbn Mâce, Zühd”, 24.)

İnsanın helal ve meşru olanla yetinip kanaat göstermesi onun ahlaki yönüne işaret eden güzel bir meziyetidir.

                Kanaat ve Tevekkül..

                Kanaat, insanın elindekiyle yetinmesi başkalarının malına göz dikmeyecek şekilde nefsini terbiye etmesi, aç gözlü ve haris ruhlu olmaması demektir. Nefsini bu şekilde terbiye eden bir insan, az da olsa kendi kazandıklarına razı olur, başkalarının sahip oldukları servet ve nimetlerden ötürü kederlenmez, ekonomik bakımdan kendisinden üstün olanlara kin ve nefret gütmez.

                Kanaat demek; bir lokma bir hırkaya razı olmak, tembelce oturmak, Yüce Allah’ın bu kainata bolca saçtığı nimetlerden yararlanmamak değildir. Bu anlayış yanlıştır. Çünkü İslam bir taraftan kanaatkâr olmamızı tavsiye ederken, diğer taraftan dünyadaki nasibimizi almayı unutmamamızı bize hep hatırlatmaktadır. (Kasas Süresi, 77 Âyet)

                Tevekkül ise bir iş için gereken tedbirleri aldıktan sonra istenilen sonucu Allah’tan beklemektir. Her kim gerçek anlamda Allah’a tevekkül ederse bilsin ki, Allah kendisine yeter. (Talak Sûresi, 3. Âyet)

                Ne var ki bazı insanlar tevekkülü yanlış anlıyor; ulaşılmasını arzu ettikleri hedefe varmak için yapılması gereken işleri yapmadan “Biz Allah”a tevekkül ettik” diyerek hazıra konmak istiyorlar. Devesini salıverip “Onun zayi olmaması için ben Allah’a tevekkül ettim” diyen bir adama bu yaklaşımının yanlış olduğunu bildirmek için Sevgili Peygamberimiz; “Deveni bağla, ondan sonra Allah”a tevekkül et!” (Tirmizî, Kıyamet, 60.) diye ihtarda bulunmuştur.

                Şu hâlde, tevekkül hiçbir şey yapmadan tembelce oturmak değil, sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah’tan beklemektir.