Anahtar Kelimeler: ALLAH’ BİRLİĞİNE
  • Cumartesi 33 ° / 20 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 32 ° / 21 ° Fırtına
  • Pazartesi 31 ° / 21 ° Güneşli

Balıkesir

08.08.2020

  • İMSAK 04:30
  • GÜNEŞ 06:07
  • ÖĞLE 13:19
  • İKİNDİ 17:09
  • AKŞAM 20:21
  • YATSI 21:51

ALLAH’IN BİRLİĞİNE İMAN…

İman, Allah’tan başka ilah olmadığını ve Hz. Muhammed Efendimizin (s.a.v.) Allah’ın kulu ve Elçisi olduğunu kabul ve ikrar etmektir.

Allah’ın birliğine iman, insan zihnini, O’nun yarattığı evrenin de birliğinin kabulüne götürür. Tefrika’nın, ayrılığın, düşmanlığın öncelikle zihinde, sonuç olarak da hayatta yok edilmesinin tek ve reel yolu, evrensel ve kozmik vahdet inancıdır. Şu âyet bu durumu ikna edici bir önerme ile ortaya koymaktadır:

                “Eğer yerde ve göklerde Allah değil de ilahlar olsaydı muhakkak oralar ifsad olur harap olup giderdi.” (21. Enbiyâ Sûresi, Âyet/22)

                Bu inancın sosyal alana yönelik ait uygulaması, bütün insanların bir babanın (Âdem’in) çocukları olduğu bilgisidir. Bu bilgi tahrif öncesi vahyî niteliklerini tamamı ile kaybetmiş olan Hıristiyanlık ve Musevilik’te de mevcuttur. Ancak vurgu yoğunlukları, taze vahyin vurgularına nispetle oldukça zayıflamıştır. Nitekim Hıristiyanların zencilere ve Yahudilerin, İsrailoğulları dışındakilere bakış açıları bu vurgu zafiyetinin neticesidir. Ve nitekim onlarda değişme ve tahrife uğramış bu bakış tarih içinde hiç de masum kalmamıştır.

                Allah’ın birliğine iman ayrıca kaçınılmaz olarak hesap verilecek otoritenin de tekliği sonucunu doğurur. Hayat boyu sergilenecek her türlü eylem ve söylemin hesabı tek bir varlığa verilecektir, kaçamak yapma imkanı yoktur. O’nun irade ve gücünü devre dışı bırakacak ya da zayıflatacak bir yan otoritede yoktur. Hatta O’nun izni olmadan herhangi bir şefaatçinin araya girmesi mümkün olmayacaktır.

                Bu durumda O’nun gazabından korunmanın tek yolu O’nun barışı temin edecek emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmaktır. O’nun merhametini hak etmek için de en etkili barışçı duygu olan merhamet ve empati duygusunu geliştirmektir.

                İmanın bu yönünün şu âyet tarafından vurgulandığını görüyoruz:

                “Allah ve Resulû bir meselede hüküm koyduğu zaman Mü’min erkek ve kadına artık o işi kendilerine göre yapma alternatifi kalmaz. Kim Allah’a ve Resulûne karşı gelirse kesinlikle o, apaçık bir şekilde sapmış olur.” (33. Ahzâb Sûresi, Âyet/36)

                Bu şekilde inanan Mü’min barışı sabote eden davranışlara, onlardan hoşlansa da meyl edemez. Allah’ın barışı teminine yönelik bütün emirlere teslim olur ve bütün yasaklarından uzak durur, hatta bununla da kalmaz, iyiliği yaymak ve kötülükleri engellemek için başta en kıymetli varlığı olan canı da dahil olmak üzere her türlü imkanını seferber eder.

Ve Allah’ın şu yargısının, kendisi hakkında gerçekleşmesinden ateşten kaçarmış gibi kaçar:

                “(Kâfirler) öyle kimselerdir ki Allah’a kesin söz verdikten sonra hem verdikleri o sözü bozarlar ve hem de Allah’ın, geliştirilmesini emrettiği iyi ilişkileri keserler ve yeryüzünde kargaşa çıkarırlar.”

(2. Bakara Sûresi, Âyet/27)

                Ayrıca Mü’min insan bilir ki Allah’ın nezdinde, O’nun yeryüzünde oluşmasını istediği barış ortamına katkı çalışmalarında bulunmanın dışında kişinin herhangi bir şeyle imtiyazlı olması söz konusu olamaz. Çünkü O, kendisine en yakın kulları olan peygamberleri bile barış hususunda şu net ifadelerle ikaz etmektedir.

                “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde (bize) halife kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet, hüküm konusunda keyfine uyma. Keyfi hükümler seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah yolundan sapanlar var ya! İşte onlara hesap günü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.”

(38. Sâd Sûresi, Âyet/26)

                “(Ey Resulûm) Aralarında Allah’ın indirdiği ile hûküm ver sana gelen gerçeğin bilgilerden ayrılarak onların heva ve heveslerine ve bunlara göre verdikleri hükümlere uyma… Artık hayır işlerinde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır… (Ve yine Sen) aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından caydırmalarına karşı onlardan çekinin.” (5. Mâide Sûresi, Âyetler/48-49)

                “Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Sen de, beraberinde tövbe eden de aşırı gitmeyin. Çünkü; O, yaptığınız her şeyi görendir. Ve zulmedenlere meyletmeyin ki size ateş dokunur. Ve Allah’tan başka dostunuz da yoktur. Sonra kurtulamazsınız. Hem namaz kıl: Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın saatlerde. Çünkü (bu) güzel ibadetler kötülükleri giderir. Bu idraki olanlara bir öğüttür. Ve sabret, zira Muhsinlerin (iyilerin) ecrini zayi etmez.” (11. Hûd Sûresi, Âyetler/112-115)

                “Resulûm! Onları davet et. Ve emrolunduğun gibi dost doğru ol. Onların arzularına uyma ve de ki: ‘Ben Allah’ın, kitap olarak indirdiği her bilgiye inandım. Bana, aranızda adil davranman emredildi. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz.’“ (42. Şûrâ Sûresi, Âyet/15)

                Allah tarafından bu ifadelerle ikaz edilen peygamberlerin getirdiği bilgilere inanmak barışın temini açısından şarttır. Çünkü insanın, kendi varlığı ve toplum ile ilgili bu bilgilere kendi kendine elde etmesi çok güçtür. Elde etse bile çıkarlarına ters geleceği için uygulamaz. Bu yüzden, her anından güvenilir oldukları, düşmanları tarafından bile ikrar edilen peygamberlere ve onların getirdikleri hazır bilgilere inanmak ve onları hayata aktarmak barışın temini için şarttır.

                Allah, güvenilir elçiler aracığıyla bize şu bilgileri iletiyor: Şeytan ve nefis insanın ve barışın düşmanlarındandır. Barışı bozacak eylemlerin dürtüleri bu ikisi tarafından insana, insanın kendi kanaatiymiş gibi verilmektedir. Bu iki düşmanın, insana işlettikleri cürümler insanın kendi aleyhine sonuçlanmaktadır.

                Allah’a ve O’nun elçisine inanan kimseye, bunları bilmesinin sonucu olarak şeytanın ve nefsinin tasallutu imkansızlaşır:

                “Şu kesin ve muhakkak ki, insanlara ve Rablerine güvenip dayananlara o şeytanın sultası ve tesir gücü yoktur. Onun tesir gücü ancak onu dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlaradır.” (16. Nahl Sûresi, Âyet/99-100)

                Barışın oluşması ve topluma hakim olması için uyulması şart olan hükümler, Allah’ın âyetleri vasıtasıyla bildirilmektedir. Barışın pratize edilebilmesi, bu âyetlerin benimsenip yaşamasıyla mümkündür. Bunun için de bu âyetlerin, kendisinden başka ilah olmadığına inanılan Allah tarafından, O’nun elçisi olduğuna inanılan peygamberleri vasıtasıyla insanlığa sunulduğunun şuuru gereklidir:

                “Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine öğüt verildiği zaman büyüklük taslamayarak secdeye kapanan ve Rablerini hamd ile tesbih eden kimseler iman eder.” (32. Secde Sûresi, Âyet/15)